spot_img

Barış Ege

”Profesyonel Yaşam Koçu Barış Ege ile özel röportaj”

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Barış Ege kimdir?

Kendimi tanımlamayı en sevdiğim ifade: Hayat boyu öğrenci 🙂

Bununla birlikte, memur bir baba ve ev hanımı annenin dört çocuğundan ikincisi olarak Manisa’da doğdum. Aslen Diyarbakırlıyım. 43 yaşında, evli ve iki çocuk babasıyım. İş hayatına gelince, rahmetli dedemin Diyarbakır’da meşhur bir lokantası vardı, ilkokulun dördüncü sınıfının yaz tatilinde orada çalışmaya başladım. Bunu takip eden yaz tatillerim böyle devam etti.

İş hayatına böyle atıldım yani 🙂 O günden bu yana bilfiil çalışıyorum. Aslında İktisat Fakültesi, maliye bölümü mezunuyum ama bu alanda hiç çalışmadım. Ulusal ve uluslararası şirketlerin satış, pazarlama ve organizasyon birimlerinde farklı seviyelerde yönetici olarak çalıştım. Altı yıl profesyonel askerlik yaptım ve istifa ettim.

Birkaç kez kendi işimi kurdum, her defasında iflas ettim 🙂 Ama bunlar bana çok şey öğretti… Birkaç yıl önce bir sorgulama içine girdim. Kendi kendime diyordum ki; “Yaptığım her işte önce mutlaka başarılı olup, sonra nasıl oluyor da başarısız oluyorum?” Çünkü istisnasız tamamında böyle bir süreç vardı.

Önce büyük işler yapıyordum, sonra mutlaka başarısız bir dönem takip ediyordu. “Nasıl olur, birbirinden bu kadar farklı işlerde neden bunu yaşıyorum?” diye soruyordum kendime. Hem de bir terslik vardı… İnsanlar önce başarısızlığı, sonra başarıyı tadar, ben tersini yaşıyordum 🙂

Bu süreç içerişinde anladım ki, ben hayat amacıma hizmet eden işleri değil de “geçici bir heves ile” giriştiğim işleri yapıyordum. Beni asıl mutlu eden, yorulmak bilmeden çalışmamı sağlayan ise insanların saklı kalmış potansiyellerini ortaya çıkarmaktı. Çünkü her insan harika bir hikâye yazabilecekken, kendisine biçilen rolü kabul ederek düşük standartlarda bir hayatı kabul ediyor. Ben ise insanların “Menüyü reddetmesi” için çalışıyorum 🙂

Amatör olarak birçok dostuma koçluk yaptığımı fark ettim bu arada yine birçok işletmeye mentörlük… Ve bunu profesyonelce yapmaya karar verdim. Yaklaşık altı yıldır, koçluk, eğitmenlik üzerine çalışıyorum. Ayrıca çeşitli etkinliklerde konuşmalar yapıyorum.

Kişisel gelişim alanında profesyonel olarak çalışmalarınız bulunuyor. Bize biraz bu alanlardan bahseder misiniz?

Aslında amatör bir heves ile yapıyorum desem yeridir 🙂 Stephen King diyor ya hani “Bu işten para kazanmasam bedavaya da yazabilirdim.” benimki de biraz öyle…

Hiçbir karşılık beklemeden, başta instagram olmak üzere birçok platformda insanlara faydalı olacağını düşündüğüm, paylaşımlar yaptım videolar çektim uzun bir müddet. Son bir yıldır, yine insanların gelişimine, en iyi versiyonlarını bulmalarına yardımcı olacağını düşünerek, kendi web sitemde yazılar yazmaya başladım.

Sonra talepler gelmeye başladı çünkü kendi kendime hep şunu soruyordum, “İnsanlara nasıl bir katkıda bulunabilirim?” bu yaklaşım ile çalışıp ürettim. Bunun sonucunda koçluk almak için talepler gelmeye başladı. Bir süredir bu talebe çok zor yetişiyorum.

Yine sık sık podcast kayıtlarımı yayımlıyorum birçok platformda.

Ayrıca eğitimler düzenliyorum, bazılarını tamamen kendim oluşturdum, bazıları da sertifikalı,

Kurumlar için konuşmalar yapıyorum. Çoğunllukla motivasyon; doruk performans, zihni doğru kullanma, düşünce gücü, duygusal dayanıklılık gibi konular üzerine

Sizden koçluk hizmeti almak isteyen danışanlarınız için süreç nasıl işliyor?

Kimi sosyal medyadan, kimi kendi web sitem üzerinden iletişime geçiyor. Ön görüşme yapmadan kimse ile çalışmıyorum çünkü bazı kriterlerim var;

Kişinin çözmek istediği sorunu ya da daha iyi hale getirmek istediği şey nedir?

-Konu benim uzmanlık alanıma giriyor ve beni heyecanlandırıyor mu?

Bunları anlamam gerekiyor, her talep eden ile çalışmıyorum. Tespitimi yaptıktan sonra, spesifik bir durum yoksa seans üzerinden değil de genelde aylık bir çalışma planı üzerinden gitmeyi tercih ediyorum.

Çünkü sadece seans üzerinden çalışmak çok ticari bir faaliyet gibi geliyor ve bundan hoşlanmıyorum, sonuçta bir insanın hayatını iyileştirmek söz konusu.

Yani o kişiyle çalışmaya karar verirsem, ona aylık bir plan dâhilinde, haftada bir ya da iki görüşme üzerinden yol haritası çiziyorum. Whatsapp üzerinden de iletişimde kalıyorum görüşmelerimiz haricinde.

Kişinin durumuna göre videolar, testler, analizler ve bazı çalışmalar gönderip takip ediyorum. Yani bir yolculuğa çıkıyoruz birlikte, kişinin iç dünyasına doğru güzel bir yolculuğa 🙂

Orada yaptığımız keşif ile birlikte, bulduğumuz şeyleri dış dünyasını çok daha iyi hale getirmek için kullanıyoruz.

Aynı zamanda eğitmenlik yapıyorsunuz. Hangi alanlar üzerinde eğitimler veriyorsunuz?

Aslında birçok eğitim verebilecek donanım ve sertifikasyonum var… Ancak ben en sevdiklerimi ve insanlara en çabuk fayda sağlayıp, en hızlı dönüşümü sağlayanları eğitimleri veriyorum…

-NLP

-Bilinçaltı

-Kuantum

-Meditasyon

Gibi…

“30 günlük keşif yolculuğu” isimli eğitim programınıza yoğun bir ilgi olduğunu görüyoruz. Eğitim sonrası katılımcıların sertifika sahibi olduğu programınızdan bahseder misiniz?

Evet, yoğun bir ilgi oldu yine. Daha önce 7 kez açtım bu eğitimi ve her seferinde çok güzel hikâyeler çıktı ortaya.

Bu, içeriğini tamamen benim hazırladığım bir eğitim. Birkaç başlık altında kişinin kendini tanıması, ne istediğini anlaması, özgüven kazanması, evrensel yasalar ışığında nasıl başarılı olacağını öğrenmesi, hedeflerini gerçeğe dönüştürmesi gibi konuları içeriyor.

Bu eğitimin özet halini, “Bir Kazanana Dönüşmek İçin Kendini Keşfet” ismiyle dünyanın en büyük online kurs platformu Udemy’de yayımladım. 40 video ve 29 indirilebilir kaynak ile…

Çok mutluyum çünkü neredeyse ilk günden bu yana kategorisinde en çok satılan ve puanlanan kurs oldu. Bu sayede 3 binden fazla insanın hayatına dokunmuş oldum.

Üniversitelerde konuşmalar yaptığınızı görüyorum. Bunu da konuşalım mı biraz?

Evet, şimdiye kadar çok güzel etkinliklere davet edildim üniversitelerin öğrenci kulüpleri tarafından. Konuyu kendilerinin seçmesini istiyorum çoğunlukla, en çok hangi konuda bilgilenmek istiyorlarsa diye…

Sanırım şimdiye dek on iki üniversite ile program yaptık. En sonuncusunu, geçtiğimiz hafta İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi’nden gençler ile kampüslerinde bir araya gelerek yaptık.

Kreatif Düşünce İle Geleceği Yaratmak başlıklı bir seminer verdim. Çok güzel ve enerjik bir kitleydi. Gençlere dayanamıyorum ben 🙂 Takvimim ne kadar dolu olursa olsun bir şekide kabul ediyorum davetlerini. Ülkemin geleceği olarak görüyorum onları ve faydalı olmak istiyorum.

Bir başka çalışma alanınız olan NLP ve Bilinçaltı uzmanlığınızdan bahsedelim. NLP’yi sizden dinlemek isteriz. Kişiye sağladığı faydalar nelerdir?

NLP’yi çok seviyorum, kısaca beynimizin kullanma kılavuzuna hâkim olmak diyebilirim. Richard Brandler ve John Grinder tarafından sistematik hale getirilen bir alan. Açılımı: Nöro Linguistik Programming

Yani bizim dilimizdeki karşılığı açısından Sinir Dili Programlama diyebiliriz.

Burayı biraz açacak olursak;

Nöro: Algılama ve tepki verme süreci üzerinde etkin olan sinir sistemi kast edilir. Bilim insanları sayesinde biliyoruz ki beynimizde milyarlarca nöron, yani sinir hücresi var. Bunların başlıca görevi, düşüncelerimiz vasıtası ile bilgi transferini sağlamak.

Ancak bu bilgiler çoğunlukla bizim onları damgaladığımız hali ile kaydediliyor. Yani nasıl düşündüğümüze göre. Ve konu ile ilgili bir şey yaşadığmıızda ya da bir fırsat ile karşılaştığımızda bu nöronlar bize, kendilerinde kayıtlı olan bilgileri aktarıyor. İşte hayatı buna göre yaşıyoruz.

NLP ise bize diyor ki; nasıl algıladığını değiştirirsen (başarılı insanlar gibi) vereceğin tepkiyi de değiştirirsin.

Linguistik: Bu ise dili kast eder ve onu nasıl geliştirip değiştirebileceğimiz üzerinde durur. Çünkü dil çok mühimdir. İnsanlarla dilimizi kullanarak iletişim kuruyoruz, iletişim de mutluluk ve başarı üzerinde en büyük etkiye sahiptir.

Ayrıca dilin ikinci fonksiyonu da kendimiz ile kurduğumuz ilişkide ortaya çıkar. Yani az önce Nöro bölümünü konuşurken düşüncelerden ve etkilerinden basettik ya, işte dil sayesinde o düşünceleri belirli bir kalıba sokarız. Veri akışını bu sayede onganize ederiz.

Tahmin edebileceğiniz gibi bunu yaparken kendimze faydalı ya da zararlı oluruz. İşte NLP bize başarılı, mutlu ve istikrarlı bir hayat için dilimizi nasıl kullanmamız gerektiğni de öğretiyor.

Programming: Burada artık bir hedefe ulaşmak için düşünce, duygu ve davranışlar üzerinde bir değişikliğe gidilme süreci vardır. Yani yeniden programlama. NLP, yüksek performans stratejilerinin modellenmesi üzerinde durduğu için programlama bölümü, kişiyi ulaşmak istediği amaç ve hedefler doğrultusunda, buna uygun bir yeniden programlama sürecine sokar. Kolaylaştırıcı yöntem ve araçlar yardımı ile bu süreç kişi üzerinde çabuk tesir gösterir.

Kurucular ve sürecin nasıl oluştuğundan da kısaca bahsedecek olursak;

Brandler ve Grinder, zaten kendi kendine yardım ve danışmanlık konularında uzman kişiler. Üzerinde durdukları konu;

“Birileri aynı alanda ve aynı imkânlara sahip iken neden diğerlerinden daha başarılıdır? Neden bazılarının performansı çok düşük iken bazıları çok daha iyi sonuçlar üretir?”

Bu sorular etrafında çalışırken, başarılı insanların ortalama insanlara göre farklı düşündüklerini, kendilerini farklı ifade ettiklerini ve doğru bir dil kullanarak bilinçaltını başarıya göre kodladıklarını fark ediyorlar.

“Bunu sistematik bir hale getirip, eğitim formatına dönüştürürsek herhangi bir insan da aynı sonuçları elde eder mi?” Sorusu üzerine çalışmaya başlıyorlar ve bugüne dek milyonlarca insanın hayatının değişmesine, sonuçlarının iyileşmesine ve potansiyelini zirve noktada kullanmasına vesile oluyorlar.

İlk duyduğum günden bu yana çok ilgimi çeken bir konuydu… Beynimizin bir kullanma kılavuzu var ve onu iyice inceler, nasıl kullanılacağını öğrenirsek sınırsız potansiyele sahip bir mekanizmanın bize hizmet etmesini sağlayabiliriz.

NLP vasıtası ile insanlar önce kendi nörolojik programlarını keşfederler. Yani hayatı nasıl algıladıklarını ve bunun onlara fayda verip vermediğini. Ardından amaçlarına ulaşmak için o programı nasıl değiştirmeleri gerektiğni öğrenirler.

Yeniden programlama sayesinde; duygu, düşünce ve davranışlar üzerinde değişiklikler olmaya başlar. Bu da doğal olarak kişinin sonuçlarını değiştirir.

Bilinçaltına gelince, hepimizin hayatını yöneten bir mekanizmadan bahsediyoruz. Bu konuda yapılan sayısız çalışma gösteriyor ki, yaşamımız üzerinde bilincimiz %5, bilinçaltımız ise %95 etkili. Orası bir kayıt merkezi çünkü… Ya da bir arşiv odası gibi düşünebiliriz. Para, aşk, iletişim, kariyer, insanlar, iyilik, kötülük vs

Her konuda klasörler var bilinçaltımızda. Ve biz bu konularda hangi kayıtları yapmışsak, o klasörlerde bunlar yazıyor. Diyelim ki para ile ilgili bir konu ile karşı karşıyayız, belki bir yatırım fırsatı, belki bir alış veriş yahut birikim ile ilgili bir durum… Şimdi bizim para klasörümüzde her ne yazıyorsa, biz bu konuda buna göre davranırız.

Hem de üzerinde çok düşünmeden, otomatik olarak. Örneğin; gece gündüz çalışmasına rağmen bir türlü kazancını artıramayan birini tanıyorsanız, muhtemelen para klasöründe “Para elinin kiridir, çok mah haramsız olmaz, para mutluluk getirmez” gibi yanlış düşüncelerin ürünü faydasız kayıtlar vardır.

Bu kayıtlar orada bulunduğu sürece kişi asla gelirini standartların üzerine çıkaramaz, ne iş yaparsa yapsın iyi para kazanamaz… Buna fakir zihniyeti de diyebiliriz. Ancak bazı insanlara bakarsınız, neye yatırım yapsa kazanır, hangi işe girişse yolunda gider, para adeta akar kendisine…

İşte bu da zengin zihniyetidir ve bu kişilerin para klasöründe bambaşka kayıtlar vardır. Her ilişkisinde çuvallayan insanları tanıyorsanız, onlar için de aynı şey geçerlidir. “Bütün erkekler şöyledir, bütün kadınlar böyledir, onlara güven olmaz, ilgisizdirler, seviyorsa zaten şöyle yapmalıdır” gibi kayıtlar varsa bilinçaltında bu kişinin herhangi biriyle mutlu olması mümkün değildir. Çünkü bilinçaltımız otomatik davranışların merkezidir. Kişi, bilinçli yanı ile farklı bir davranış sergilemek istese bile bunu yapması çok zor, neredeyse imkânsızdır. Araba kullanmayı bilen biri, “Şimdi vitesi 4’de atayım, sağ dikiz aynasından bir bakayım arkadan araba geliyor mu? Şimdi frene basayım”

Gibi şeyler söyler mi? Elbette söylemez, hepsi otomatik bir şekilde gerçekleşir, düşünmemize gerek kalmadan yaparız tüm bunları seyir halindeyken. Çünkü yeterli tekrar ile öğrenilmiş ve bilinçaltına kaydedilmiştir, artık o bizi yönlendirir…

Az önceki örnekleri hatırlayın, kişinin daha fazla para kazanmak istememesi mümkün mü? Ya da madem bir ilişki yaşıyor, mutlu olmak istememesi mümkün mü? Elbette değil ama bilinçaltı onu otomatik yönlendirir, direksiyon başındaki şoför gibi.

Hayatı da bilinçaltımızdaki kayıtların filtreleri ile görür, algılar ve yaşarız. Başka bir örnek daha vereyim, iyice pekişsin.

Instagram’a girdiğinizde karşınıza hangi gönderiler çıkar? Elbette görmeyi seçtikleriniz, hangi sayfaları takip etmeyi seçtiyseniz, kimleri beğendiyseniz onlar çıkar karşınıza. Hâlbuki Instagram’da bunlardan başka milyonlarca gönderi vardır ama sizin sayfanız seçtiklerinizden ibarettir, seçtiklerinizi görür, onları izlersiniz. İşte bilinçaltımız da Instagram algoritması gibi, biz neye inanıyor, neyi doğru/yanlış buluyorsak buna göre bir filtreleme yapar, biz de hayatı bu çerçeve içinde yaşarız.

Bu sebeple neye inandığımız, ne söylediğimiz, neyi beğendiğimiz, çok önemlidir, zira hepsini kaydediyor ve buna göre bir yaşam çiziyor bize.

İşte bilinçaltı konusunda insanlarla çalıştığımda, onlara bu çerçevede yaklaşıyor, hayattan elde etmek istedikleri şeyler ile bilinçaltı kayıtları uyuşmuyor ise önce bu uyuşmazlığı gideriyorum.

Bilinç ile bilinçaltı arasındaki çatışmaları giderip uyumlu hale getirdiğimizde değişim ve dönüşüm çok hızlı oluyor. İnsanlar, “Bunca senedir ben nasıl kazanamamışım, nasıl mutlu olamamışım?” Diye şaşırıyorlar ama sonrası çok güzel oluyor çünkü kısa süre içinde tüm bunları telafi edebiliyorlar.

Blog yazılarınız ile birçok kişinin hayatına dokunuyorsunuz. Okurlarımız içinde yazılarınızdan bir kesit paylaşabilir misiniz? 

Elbette 🙂

Son olarak söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Hayatta elde edilebilecek her türlü başarı ve mutluluk aslında bizim kim olduğumuzla, yani hikâyemizle ilgilidir. Hepimizin uydurma hikâyeleri var ama ondan bahsetmiyorum. En derinde kim olduğumuzdan bahsediyorum.

Hikâyelerimiz kişiliğimizi oluşturuyor ve kişilik latince Persona kelimesinden geliyor. Persona’nın diğer karşılığı maskedir… Yani asıl kişiliğimiz maskemizin altındadır. Onu keşfedersek, her şeyi değiştirebiliriz.

Bir insan profili üzerinden örnek vereyim mesela… Diyelim ki bu bir annedir, aynı zamanda da öğretmen. Çocuğunun yanında der ki; “Ben bir anneyim, şöyle konuşmalı, şöyle davranmalıyım” bunun dışına çıkamaz.

Okulda ise der ki; “Ben bir öğretmenim, bunları yapmamalıyım, şu davranışlardan kaçınmalıyım” İşte genel olarak kendimize bir kimlik tanımladığımızda aynı şeyler olur. Kendimizi ya kısıtlarız ya da sınırsız potansiyelimizin farkına varırız.

Sonuçları yaratan da bu düşünce tarzıdır. Kimi kendini başarısızlıkları, zayıf yanları ile tanımlar, kimi de güçlü yanları ile. O yüzden ben insanlara hep diyorum ki, “Ta derinlerde kullanmadığın bir potansiyelin var, olduğunu zannettiğin kişiden ötürü onu zayi ediyorsun. Şu ne der, bu ne der? Diyerek ya da korkularına kulak vererek onu ortaya çıkarmıyorsun. Korkma! Yapabilirsin, içindeki gücü serbest bırak”

Son Konular