Uluslararası arenada ilişki dinamikleri, travma psikolojisi ve modern bireyin duygusal yapıları üzerine yaptığı çalışmalarla geniş yankı uyandıran, İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede makaleleri atıf alan Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer ile modern ilişkilerde yaşanan sessiz çöküşü ele aldık.
Profesör Yıldırımer’in özellikle bağlanma kuramı, narsisistik ilişki döngüleri, modern toplumda yalnızlık ve duygusal temas yoksunluğu üzerine yaptığı çalışmalar, hem akademik çevrede hem terapi dünyasında referans niteliği taşıyor.

Son olarak Postmodern Birey ve Anlam Arayışı, Madonna–Fahişe Sendromu, Modern Toplumda Bastırılmış Arzular, Aile İçi Duygusal Çatışmalar ve Aile İçi Dinsel İnanç Çatışmalarının Romantik İlişkilere Yansımaları: Sosyolojik ve Psikolojik Bir İnceleme, üzerine yayımlanan uluslararası makaleleri; İngiltere, Hollanda ve Avustralya’da farklı akademik platformlarda tartışıldı.
Bu röportajda sayın hocamıza modern ilişkilerin neden giderek daha kırılgan hâle geldiğini, çiftlerin neden artık birbirine dokunamadığını ve çözümün nerede saklı olduğunu sorduk.
“Artık birbirimize bakıyoruz ama görmüyoruz; konuşuyoruz ama duymuyoruz.”
– Hocam, günümüz ilişkilerini tek bir cümleyle özetleyecek olsanız ne dersiniz?

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer:
Bugünün ilişkilerinde tuhaf bir sessizlik var. Sesler yükseliyor ama kimse kimseyi duymuyor. Gözler birbirine bakıyor ama kimse gerçekte karşısındakini görmüyor. Bu sadece iletişim kopukluğu değil; ilişkinin ruhunun kaybolmasıdır.
Modern birey, fiziksel yakınlığı ilişkisel yakınlıkla eşdeğer görmeye başladı; çünkü çağın dayattığı hız, insanı içine kapanmaya zorluyor.
“Hız arttıkça temas azalıyor.”
– Sosyologlar modern çağın hızlanmasından bahsediyor. İlişkilere yansıması nasıl?
Yıldırımer:
Alman sosyolog Hartmut Rosa modern toplumu “hızlanma çağı” olarak tanımlar ve çok önemli bir cümle kurar:
“İlişkiler hızlandıkça temas derinliğini kaybeder.”
Bugünün çiftleri tam da bunu yaşıyor.
Ne kadar hızlı yaşıyorlarsa, o kadar az temas ediyorlar.
Hız, derinliği yutuyor. Derinlik kaybolunca ilişki içten içe boşalmaya başlıyor.
“En çok susan duygu, ilişkiyi çökerten sessizliğin ta kendisidir.”
– Çiftler çok konuşuyor ama bağ kuramıyorlar. Neden?
Yıldırımer:
Kanadalı psikoterapist Sue Johnson, duygusal bağın insan için oksijen kadar gerekli olduğunu söyler.
Çok önemli bir uyarısı vardır:
“İlişkilerde en çok bağıran sorun değil; en çok susan duygudur.”
Bugün partnerler kavga ederken bile duygularını konuşmuyor.
Öfke konuşuyor, kırgınlık konuşuyor…
Ama ihtiyaç konuşmuyor.
“Beni duymanı istiyorum” cümlesi giderek yok oluyor.
“Birlikte yalnızlık modern ilişkinin yeni normali.”
– Hocam, artık çiftler aynı evde ama farklı dünyalarda yaşıyor gibi…
Yıldırımer:
Kesinlikle. İlişki araştırmacısı Esther Perel bu durumu çok net özetler:
“İnsanlar artık aldatmıyor; çoğu zaman ilişkiyi terk etmeden ilişkiden gidiyor.”
Beden evde kalıyor ama ruh başka yere gidiyor.
Duygusal mesafe fiziksel yakınlığı bile tüketiyor.
Bu nedenle birlikte yaşamak, yalnızlığı azaltmak yerine bazen daha da artırıyor.
Aynı koltukta oturan ama farklı gezegenlerde yaşayan insanlar görüyoruz artık.
“Dikkat bölünmesi, duygusal körleşme, ben-merkezcilik: İlişkilerin üç büyük düşmanı.”
– Peki neden birbirimizi bu kadar az duyar hâle geldik?
Yıldırımer:
- Sürekli dikkat bölünmesi
Sosyal medya, bildirimler, hız…
Norveçli antropolog Thomas Hylland Eriksen şöyle der:
“Dikkat dağıldıkça derinlik kaybolur, ilişkiler yüzeyselleşir.”
- Duygusal körleşme
İnsanlar kendi kaygılarıyla öylesine meşgul ki karşısındakinin duygusunu fark edecek enerjisi kalmıyor.
- Ben-merkezci ilişki normu
Modern kültür “biz”i değil “ben”i büyütüyor.
İlişkiler bir dayanışma alanı olmaktan çıkıp performans alanına dönüşüyor.
“Çiftlerin en büyük sorunu iletişim eksikliği değil; ‘temas eksikliği’dir.”
– Hocam, iletişim mi yoksa duygusal temas mı daha kritik?

Yıldırımer:
Kesinlikle temas.
Bugün çiftler çok konuşuyor ama az bağ kuruyor.
Konuşma kelimelerin değişimidir.
Temas ise kalplerin birbirine dokunmasıdır.
Ve modern ilişkilerde asıl kıtlık tam olarak budur.
İngiliz psikiyatr John Bowlby bağlanma kuramını anlatırken der ki:
“Yakınlık, güvenliğin en doğal kaynağıdır.”
Biz ise yakınlığı yitirdik.
Güven yerini tedirginliğe; samimiyet yerini temkinliliğe bıraktı.
“Çözüm: Yeniden görmek, yeniden duymak.”
– Peki çözüm nerede?
Yıldırımer:
– Karşımızdaki insanı yeniden bir birey olarak fark etmek
– Duyguları ertelememek
– Sessiz kalanın neden sustuğunu anlamaya çalışmak
– Konuşmak için değil, bağ kurmak için iletişim kurmak
– Hızın değil, temasın değerli olduğunu hatırlamak
İlişkilerde toparlanma, “haklı çıkmakla” değil; “bağ kurmakla” başlar.
Gerçek sevgi;
duyulduğunu hissettiren,
görüldüğünü hatırlatan,
yanında olmayı seçen bir bilinç hâlidir.
Ve bugün çiftlerin birbirine söylemesi gereken en kıymetli cümle şudur:
“Buradayım, duyuyorum, görüyorum.”
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer’in sözleri, modern ilişkilerin en kırılgan yerini incelikle işaret ediyor: temas eksikliğini.
Onu dinlerken, yalnızca bir akademisyenin analizlerine değil; sahada binlerce çiftle çalışan bir uzmanın derin sezgilerine de tanıklık ediyorsunuz.
Uluslararası alanda yankı uyandıran makalelerinin neden bu kadar çok atıf aldığını anlamak hiç zor değil.
Her cümlesi, hem bilimin sağlam temellerine dayanıyor hem de insan ruhunun en sessiz odalarına ışık tutuyor.
Modern çağın gürültüsünde kaybolan ilişkiler için Yıldırımer’in mesajı sade ama güçlü:
“Bağ kurmadan iletişim olmaz.”
Bugünün dünyasında belki de en çok bu cümleyi duymaya ihtiyacımız var.
Onu dinledikten sonra insan, kendi ilişkisine ister istemez şu soruyu soruyor:
“Gerçekten duyuyor muyum, gerçekten görüyor muyum?”
“Bu sorgulama, Profesör Yıldırımer’in akademik kimliğinin ötesinde, modern ilişkilerin ritmini en iyi okuyan ve okuyucusuna güçlü bir yön göstericilik sunan bir düşünsel rehber olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Hocamızın güncel yazılarını www.ayaktangelensaglik.com adresinde bulabilirsiniz.”




