spot_imgspot_img

Leyla Fidanay

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Leyla Fidanay kimdir?

24 yıl çeşitli devlet okulları ve özel okullarda sınıf öğretmenliği yaptım. Aynı zamanda 4 yıl Talim Terbiye Kurulu Kitap İnceleme Komisyon Başkanlığı yaptım.

Emekliye ayrıldıktan sonra Fidanay Koçluk ve Psikolojik Danışmanlık Merkezini kurarak öğrenciler ve ebeveynleriyle çalışmaya başladım. Ardından kimi yurt dışından, kimi yurt içinden çok sayıda değerli hocadan eğitimler alarak kişisel gelişim alanında geniş bir yelpazeye sahip oldum. Şimdi koçluğun yanı sıra hastalık ve rahatsızlıkların çatışmalarına, bu çatışmaların bilinçaltı kayıtlarına ulaşarak çözümlerine de çalışıyorum. Ayrıca danışanlarımda bütünsel bir iyileşme sağlamak üzere biyoenerji, astroloji ve numeroloji konularında destek alıyorum.

TRT Program Yazarlığı, Film Radyo Televizyon Merkezi Program Yazarlığı ile birlikte 60’ı aşkın çocuk ve gençlik Kitabı yazdım. “Bilinçaltı Kayıtlarımız Bugünümüzü Nasıl Etkiler”  son kitabımdı ve oldukça büyük ilgi gördü.

Fidanay Koçluk ve Psikolojik Danışmanlığı kurmaya nasıl karar verdiniz? Buradaki hizmetlerinizi anlatır mısınız?

Emekliye ayrıldıktan sonra kitap yazmaya yoğunlaştım, beraberinde ilk torunumu da büyüttüm. O anasınıfına başlayınca aktif çalışmaya geri dönmem gerektiğine karar verdim. Oğlumun önerisiyle koçluk eğitimleri alarak 2013’te Fidanay Koçluk ve Psikolojik Danışmanlık Merkezini açtım.

Eğitim almaya Öğrenci Koçluğuyla başladım. Sonra Yaşam, Ebeveyn, İlişki, Kariyer Koçluğu ve Mentorluk eğitimlerini de alarak yelpazeyi genişlettim. O aralar tesadüfen tanıştığım Access Bars sistemi girdi hayatıma; önce uygulayıcısı, sonra eğitmeni oldum. Hocalarımın ve danışanlarımın “Ellerinizdeki enerjiyi değerlendirin.” demelerinin ardından ESSE, Facelıft, Biyoenerji, Bilinçaltı Dili eğitimlerini alarak o alanda da yetkin olmaya çalıştım.

Daha sonra Recall Healing (Yeni Alman Tıbbı) eğitimlerinin tamamını aldım ve onların terapisti oldum. Buna rağmen hep bir şeyler eksik gibiydi. Onu da Numerolojiyle tamamladığıma inanıyorum. Yaptığım isim analizleri danışanlarımı daha iyi tanımama, yaşamlarında yolunda gitmeyen durumların nedenlerini daha kolay anlamama yol açıyor.

Kısacası danışanlarımı kendilerini bütünsel olarak sağlıklı, mutlu ve huzurlu hissetmeleri için her türlü fiziksel, mental, duygusal, sosyal, mesleki, spiritüel ve sosyal konularda desteklemeyi amaçladığım için eğitim almaya ve uygulamaya devam ediyorum.

Bütün bu hizmetleri kaç yaş aralığındaki insanlara veriyorsunuz?

Yukarıda da bahsettiğim gibi öğretmen olduğum için öğrencilerle de çalışıyorum. Onların dışında her yaştan danışanlarım var.

Öğrencilerle ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Liseye ve üniversiteye hazırlanan öğrencilerle kariyer yolculuklarında hedef belirleme, hedef için eylem adımları, zamanı etkili kullanma, sınav stresi gibi konularda çalışıyoruz. Daha küçük sınıflarda ise okumayı sökemeyen öğrencilerden tutun da okulla ilgili sorun yaşayan her yaştaki öğrencilerle ilgileniyorum.

Birçok alanda profesyonel olarak eğitmenlik yapıyorsunuz. Bizlere biraz bu alanlardan ve eğitim sürecinden bahseder misiniz?

Evet verdiğim eğitim yelpazesi oldukça geniş. Fidanay Koçluk ve Psikolojik Danışmanlık çatısı altında önce Koçluk Eğitimleri vermeye başladım. Yaşam Koçluğu, Öğrenci Koçluğu (Eğitim Koçluğu), Kariyer Koçluğu, Ebeveyn Koçluğu gibi…

Benim öğrenme ve başkalarının da öğrenmesini sağlama tutkum nedeniyle sonraki yıllarda yurt içi ve yurt dışından birçok yeni eğitim aldım ve kendi tarzımı oluşturarak bu eğitimleri kendim de vermeye başladım. Bunlar; Access Bars, Numeroloji, Sarkaç, Bilinçaltı Dili, Biyoenerji, Bedensel Yolculuk, Çocuk Hastalıkları ve Nedenleri, Kilolarımız ve Bilinçaltı Kayıtlarımız, Dişlerimiz Bize Ne Anlatır? gibi birçok eğitim veriyorum. Eğitimlerin yanı sıra her birinin bireysel seanslarını da yapıyorum.

İsim analizinde uzmanlaşmış bir isimsiniz. İnsanlar niçin isim analizi yaptırmalıdır? İsim analizi hakkındaki bilgilerinizden faydalanmak isteriz.

Numerolojide her harfin bir rakamsal değeri vardır. Harflerin oluşturdukları sözcükler titreşen bir enerjiye sahiptir. İsimlerimiz de birer sözcük olduğuna göre, her çağırılışımızda geçmişimizden bilgi aktaran geçitler olarak görev yaparlar. Örneğin neden bazı insanlar çiçeklerle uğraşmayı sever, neden bazıları denize bu kadar tutkuyla bağlıdır? Neden dalmaya bayılır kimileri? Neden keman çalmayı seçer? Neden başkalarına yardım etmeyi amaç edinmiş olabilirsiniz? Neden herkes uykudayken kimileri doğaya karşı kilometrelerce yürümeyi seçer? Neden doktor olmayı seçtiniz ya da neden şiir yazıyorsunuz? Neden bazı insanların, bazı şeylere yetenekleri daha fazladır? Acaba bunlar burada öğrendiklerimiz midir, yoksa geçmiş yaşamlardan edindiğimiz deneyimler midir? Ayrıca neden bütün çabalarımıza rağmen istediğimiz yaşam koşullarına kavuşamıyoruz? Geçmişten getirdiğimiz karmik borçlarımız neler ve bu günümüzü nasıl etkiler? Hepsinin yanıtları isimlerimizde saklı.

Aslında koçluk yaptığım danışanlarımda, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu görüp çözüm bulmaya çalışırken yolum numerolojiyle kesişti. Onun için “İşte budur.” dediğim eğitimlerden biridir. Seans almak isteyen her danışanıma önce isim analizi yapar sonucu kendilerine anlatırım. “Hocam hakkımda araştırma mı yaptınız? Beni benden iyi anlattınız.” derler.

Bu nedenle isminin ve doğum tarihinin kendisine ne anlatmak istediğini öğrenmek isteyen herkes bu analizi yaptırmalıdır.

Çalışmalarınızdan biri olan Biyoenerjiden bahsedelim. Nedir Biyoenerji? Kişiye sağladığı faydaları sizden dinlemek isteriz.

Yaşayan her varlığı ayakta tutan, canlılığını sağlayan enerjiye biyoenerji adı verilir. Her şeyin özünün enerji olduğu artık bilimsel olarak da bilinmektedir. Kendine has bir yapısı, salınımı titreşimi ve frekansı olan enerjiye aura ya da hayat enerjisi de denir. Hayat enerjisi Çin ve Japonlarda ki (çi), Tibet ve Hindu öğretilerinde prana, tasavvufta Sufiler arasında baraka adıyla anılır. Gerek batı gerekse doğu kültürleri bu enerjinin antik çağlardan beri farkındaydı. Bu farkındalık insanların içsel dünyalarına yaptığı rehberlik eden ilhamlar ile zaman içinde gelişti.

Bütün insanlar doğal olarak biyoenerjiye sahiptir. Bu enerji potansiyel bir güçtür ve zayıfladığında insan dışarıdan gelen etkenlere karşı daha savunmasız kalır. Bazı insanlar bunun farkında bile olmadıkları için beden enerjileri düşüktür.

Gerek bedensel gerek ruhsal hastalıklar ve rahatsızlıklar bedenimizdeki biyoenerjinin tıkanması, bir bakıma uyku moduna geçmesiyle meydana gelir. Amaç enerji kanallarındaki tıkanıkları ortadan kaldırmak ve enerjinin doğal akışını tekrar sağlamaktır.

Yapılan dengeleme işlemiyle bedenin, ruhun ve zihnin birlikte hareket etmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi sağlanır. Bu çalışmaların en güzel tarafı hastalıkların tedavisinde kullanılmasıdır. Enerjimizin dengede olması sadece rahatsızlıkların şifa bulması için değil, aynı zamanda olabilecek rahatsızlıklardan korunmak için de gereklidir. Dengelenme kişinin duygu ve düşüncelerine de etki ettiği için tam bir iyileşme hali görülmektedir. Bu şekilde sağlanan denge tamamen doğal olduğu için hiçbir yan etkisi yoktur.

Biyoenerji 1976 yılında Dünya Sağlık Örgütü̈ (WHO) tarafından tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak da kabul edilmiştir.

Bilinçaltı çalışmanızdan bahseder misiniz?

Bilinçaltı atalarımızdan devraldıklarımız, genlerimiz aracılığıyla getirdiklerimiz, ruhumuzun geçmiş yaşamlarından getirdikleri ve bu yaşamda deneyimlediklerimizin depolandığı bir depodur. İnsanoğlu olumsuzluklara meyilli olduğu için bilinçaltımızda biriktirdiklerimizin büyük bölümünü doğal olarak travmalar teşkil eder.

Otomatik beyin anılarımızı beş duyu organımız aracılığıyla kaydeder. Sürekli acı çekmemizi önlemek için anımızı bilinçaltımızın derinliklerine atar ama ilgili organımıza da ilerde hastalığa dönüşecek bir iz bırakır. Benzer bir anı yaşadığımızda kayıtlı anı tetiklenir. Her tetiklenme hastalığın sinsice ilerlemesine yol açar. Bardağı taşıran son damlada hastalık ortaya çıkar.

Bilinçaltı çalışmalarıyla kişi bu anılarla ve travmayı yaratan kişilerle yüzleştirilerek ana kaynağa kadar götürülür.

Recall Healing çalışması ile amaçlanan nedir? Uzman görüşlerinizi almak isteriz.

Recall Healing, bireylerin hastalıklarının kaynağının geçmiş travmalardan kaynaklandığını savunan, bu travmaların bilinçaltındaki bastırılmış duygu ve düşüncelerine, doğru soruları sorarak ulaşmayı hedefleyen ve hastalıkların tedavi süreçlerine destek olan bir terapi yöntemidir. Modern tıp, hastalıkların semptomlarını yok etmeye odaklanır. Oysa hastalığın ardındaki gerçek nedeni bulamazsanız semptomlar zamanla tekrarlanır. Sıtma hastalığını tedavi ederken sivrisineklerle savaşmanın işe yaramadığını gören uzmanların, bataklıkları kuruttuktan sonra sıtmanın yok olduğunu görmeleri gibi.

Beyin, bizi hayatta tutmak için, baş edemediği her şeye bedenimizde çözüm arar. Her bir duygu, belli organlarda hastalık olarak ortaya çıkar. Recall Healing’e göre bizi hasta eden şey bilinçaltımızdaki duygusal çatışmalarımızdır. Çatışma kendinle tutarlı olama halidir. Bu çatışmalar nesiller boyu genlerle aktarılan travmatik anılardır. Bu travmalar hamilelikten önceki dokuz ayı, hamilelik sürecini ve doğumdan sonraki ilk yılı kapsar. Tabii bir de atalarımızdan genetik kodlar yoluyla aktarılan travmalar ve aile sırları var. Geçmişteki sırlar açığa çıkmadan, gerçek iyileşme olmaz. Hastalıkların ardındaki çatışmayı bulduğumuzda, iyileşme başlar. Onun için seanslarda danışanın soy ağacı üzerinde çalışırız.

Aynı zamanda profesyonel anlamda koçluk yapıyorsunuz. Sizden koçluk hizmeti almak isteyen danışanlarınız için süreç nasıl işliyor?

Koçluk hizmeti almak isteyen her danışanıma isim analizi yapar hakkında bir ön bilgi edinirim. Ardından derinlemesine dinler, onu buraya getiren karşılanmamış ihtiyaçlarını, ayak bağlarını, duygu ve düşüncelerinin ardındaki travmatik bilinçaltı kayıtlarını irdelerim. Konuşurken tekrarladığı kök inançlarını bulur anlattıklarıyla ona ayna tutarım. Bir nevi kim olduğunu kendisinin de görmesini sağlarım. Sıra ne istediğini bulmaya gelir. Yaşı cinsiyeti, işi ne olursa olsun herkesin içinde yapmak isteyip de yapamadığı bunun için kendisini kötü hissettiği arzuları vardır. Ne yaparsa kendini hem mutlu hem başarılı hisseder? Ne yaptığında mutsuz olur, hayatın ona sunduğu fırsatlar nelerdir, tehdit olarak algıları nelerdir? Bunları da tespit ettikten sonra hedefimizi belirler birlikte o hedefe doğru bir yol haritası belirleriz. Gerisi çorap söküğü gibi çözülür.  

Yazarlık yönünüzden de bahsedelim. Yazmak sizin için neyi ifade ediyor? Bizimle yazılarınızdan bir kesit paylaşabilir misiniz?

Yazmak çocukluğumdan beri tutkularımdan biridir. Öğretmen olduğum için önce çocuklar için yazmaya başladım. İki yayınevi tarafından yayınlanan 60 adet çocuk kitabım var. Büyükler için yazdığım kitaplardan Teoriden Pratiğe Koçluk kitabını bir grup koç arkadaşımla birlikte yazdık. Ergenlerden Ebeveynlerine kitabımdan sonra Bilinçaltı Kayıtlarımız Bugünümüzü Nasıl Etkiler? kitabım yayınlandı. Çok yakında çıkacak olan “Her Üne Bir Proses” Kitabını da bir arkadaşımla yazdık, bir ressam arkadaşım da resimlerini çizdi. Onun dışında seanslarımdan arta kalanları yazdığım deneyimler ve tamamlanmayı bekleyen bir romanım var. Yani yazmaya devam.

Aşağıdaki öyküm Ocak 2006’da KASAİD’in açmış olduğu “Kadın Öyküleri” yarışmasında birincilik ödülü almıştı.

GEL YOKSA KAVAKLAR BİRAZDAN ISLIK CALACAK

Yıllardır deliksiz bir uyku uyuyamıyorum. Uyumaya çalışırken uykumu bölecek seçeneklerden biri mutlaka atağa kalkacak, gözlerimi tavana, kulaklarımı kapının kilidini açan anahtarın o ahenkli sesine dikmeme yol açacak. Onun için yıllardır yatak odasına girip yatağa ohh diye uzanmadım. Gündüzleri oturma odası olarak kullandığımız oda, geceleri yatak odam oldu. Uzandığım yerden dış kapıyı görebildiğim iki kişilik koltuk da yatağım… Hâlâ buram buram sen kokan yastığını, gündüz gelenlerin kokusu sinmesin diye yıllardır yatak odasındaki gömme dolaba saklıyorum. Her sabah yeniden bez torbaya onu da plastik başka bir torbaya koyup ağzını sıkı sıkıya bağladıktan sonra… Bu akşam da her akşam gibi kafamı yastığa koyduğumda kapı açılacak, sen geleceksin diye bekliyorum. Asansör bizim katta durdu, bu kez de inmedin. Yatsam iyi olacak. Ellerim ayaklarım soğuyor üşüyorum. Kalkıp dolaptan yün çoraplar, kalın bir de hırka alıyorum. Takvimin son yaprağı temmuzun yirmi birini gösteriyor. Saat on ikiyi geçtiğine göre yirmi ikisi sayılır. Üşünecek hava da değil oysaki, ama soğuk ellerimden kollarıma, ayaklarımdan bacaklarıma doğru hızla yayılıyor. Hırkayı, çorapları giyindikten sonra yeniden uzanıyorum. Kavak ağaçlarının uğultusu başladı bu kez de kulak kabartıyorum. Yıllardır onlar da usanmadan aynı sözleri tekrarlıyorlar. Gelmeyecek, gelmeyecek, gelmeyecek… Kalkıp büyün ışıkları yakıyorum. Salona, odana, mutfağa, banyoya bakıyorum. Kapının arkasına düzensiz bıraktığın ayakkabıların yok. İçindeki suyun yarısını içtiğin su bardağı masanın üzerinde değil. Diş fırçan ıslak olması gerekirken kuru. Tersyüz çıkarıp bir kenara fırlattığın pantolonun, içi dışına dönük birer yumak her biri bir yerde çorapların da yok ortalıkta. Yatağıma yeniden dönüyorum, uyuyamıyorum. Gözlerim tavanda, yüzlerce kez koyun sürüsünü sil baştan sayıyorum. Tavanda sıvanın oluşturduğu her kabarcık bir koyun oluveriyor gözümde. Üzerime düşseler altlarında kalıp ezilmekten korkmuyorum. Kaldığım ağırlığın altında gelişini duyamam diye endişeleniyorum. Terapistimin tüm önerilerini uyguluyorum, bildiğim onca duayı okuyorum, yavaş yavaş aydınlanıyor, asansörün sesini yeniden duyuyorum. Kapıcı evlere uyuyamıyorum. Hava ekmek, gazete dağıtıyor. Bakkal, süt arabasından aldığı şişeleri içeri taşıyor. Üst komşunun okula giden oğlunun servis şoförü geç kalmaktan telaşlanmış kornaya basıyor. Alt kattaki komşunun küçük kızı, kreşe gitmeme savaşımına karşı her sabah olduğu gibi karın ağrılarıyla avaz avaz bağırıyor. Kapının zili çalıyor, kalbim duracak gibi fırlıyorum. Kapıcı günlük gazeteleri tutuşturuyor elime. Sayfaları hızla çeviriyorum. Ancak senden yine haber yok. O kadar çok bakıyorum ki sokağa gözlerim yoruluyor. Yalnız gözlerim mi, boynum da tutuluyor. Ne vardı sanki, evin sokağa bakan pencerelerini yere kadar cam yapsalardı. Boyum da kısaldı galiba, eskiden sokağı görebilmek için boynumu bu kadar uzatmazdım. Ayakta da durunca bütün gün ayaklarım ağrıyor. Oturduğum koltukta uyuya kalıyorum. Gündüz gelmez nasıl olsa iştedir, patronundan izin alamaz. Gelse gelse gece gelir diye gündüzleri daha rahat uyuyorum. Geç kaldığın geceler anahtarınla açardın kapıyı. Parmaklarının ucuna basar, sessizce geçerdin odana Ayakkabılarını odanda çıkarmana kızardım. Ceketini sandalyenin üzerine savurur, kirli gömleğini kapının koluna asardın. Pantolonunun bir paçası içinde diğeri dışında ayakkabılarının önüne yere bırakırdın. Yatağının üzerine bıraktığım pijamaları her seferinde görmezden gelir, dolaptan el yordamıyla yenisini arar, raflarda ne var ne yok karıştırır dökerdin. Sözüm ona beni uyandırmamak için ışığı yakmazdın. Savurduğun her giysinde bir canlılık, bir sevinç olurdu. Onları topladıkça… Savurduğun her giysinde bir canlılık, bir sevinç olurdu. Onları topladıkça bu sevince ben de ortak olurdum. Oysa sözümü dinlememeni de severdim. Halının üzerine uzanır, gök yüzünde ayı seyrederdin. Yıldızları sayardın. “Aya bir gidebilsem anne!” derdin. “Astronotlar gibi Ay’ın yüzeyine basabilsem…” Sonra korkar vazgeçerdin. Ay’ın yüzeyindeki şekilleri hayvanlara benzetir onlarla ilgili masallar üretirdin. Anlattıklarınla beni de korkuturdun. Korktuğumu anlayınca sarılır, “Korkma anne ben varım, seni her şeyden, herkesten korurum.” derdin. Sözlerinle rahatlardım. Ay inadına bize bakardı. “Neden babamla soyadınız aynı değil?” diye sordun bir gece. Neden çok az geliyor eve. Faturalar neden hep senin adına. Onu çok özlediğimizi bilmiyor mu? Ara sıra da olsa geliyorsa neden boşandınız?” Verdiğim cevaplar tatmin etmemişti seni. Daha geçerli nedenler arıyordun kendince. İflastan dedim, yoksa oturduğumuz evi de alırlardı elimizden. “Ben bakarım sana.” dedin. Bakardın elbette ama ben ona aittim. Nereye sürüklese giderdim arkasından. Mutluydum onunla, hep küçük şeyler istedim ondan. İstediğim şeyler senin, onun içindi. Ama o büyük oynardı hep, getirilerini düşünmeden. Bir gün doğruyu bulacağına, bir daha gitmemek üzere döneceğine inanıyorum. Ayrılığı çok uzattığının farkına varınca daha sık gelir. Elbette bakardın bana ama onun yeri başka. Gitmesi gerekliydi, gitti. Belki yeni heyecanlar, yeni işler peşindedir. Bugün olmazsa yarın, öbür gün mutlaka gelir. Pencerenin önünde yolunu bekliyorum. Ertesi gece ve diğer geceler de bekleyeceğim. Gözlerime uyku girmiyor nasıl olsa… Beni, anneni unutmadın biliyorum. Sen büyük duygulara, düşüncelere yakışırsın. Küçük şeylere yenik düşmek yakışmaz sana. Bir gün yüzün sevinç içinde, gözlerin ışıl ışıl geri döneceksin. Sıcak bir çorba yapacağım sana. Her zamanki gibi kaşar rendeleyeceğim üzerine. Kaşarlar hemen erimesin diye ellerini yıkayıp sofraya oturmanı bekleyeceğim. Ekmeği kıtır severdin, fırınladığım ekmekleri çorbanın yanında vereceğim. Ellerin ayakların üşümüşse avuçlarımın arasına alıp ısıtacağım. Söz veriyorum ayakların kokuyor yıkamadan yaklaşma demeyeceğim. Pijamalarını kendi ellerimle giydireceğim. Yorganın küçük geleceği için ayakların üşüyecek. Soğuğa aldırmadan sabaha kadar ellerimle ayaklarını örteceğim. Çok sıcak bir gecede gelirsen ne yapacağımı şaşıracağım. Sıcak çorba yerine ne pişireceğim. İstersin diye dolapta dondurman hep hazır. Sık sık kutuların üzerine bakıp son kullanma tarihi geçenlerin yerine yenilerini koyuyorum. Yarın onlara yeniden bakacağım. Sensiz hayata hiç alışamadım oğlum. Çimenlerin üzerine uzattıklarında ben senden ölüydüm. Sanki hâlâ düşünüyor, hayal kuruyordun. Yüzüme bakacak hâlleri kalmamıştı arkadaşlarının. Sabah evden aldıkları gibi bırakacaklardı seni. Öyleydi sözleri. Artık söyleyecek bir şeyleri yok… Alelacele hazırladığım piknik sepetin öylece duruyordu. “Mayomu ver belki göle gireriz” dedin. İçim ürperdi, tüylerim diken diken oldu, dilim tutuldu karşı koyamadım. Sen büyük hayallere, düşüncelere yakışırsın. Ay’a gidip oradan Dünya’ı seyredecektin. Baraj gölünün sularına yenik düşemezsin. Gözlerini kapatmak, beni böyle çaresiz bırakmak sana yakışmaz. Pencerenin önünde yolunu bekliyorum. Ertesi gece, diğer geceler de bekleyeceğim. Bir gün mutlaka geleceksin… Sıcak yaz gecelerinde kalbim daralıyor, içim sıkılıyor. Ay bana bakıyor korkuyorum. Kavakların sesi beynimde uğuldamadan gel. Anahtarın var nasıl olsa, kapıyı kendin aç. Uyuyorsam aldırma. Gel yoksa kavaklar birazdan ıslık çalacak.

Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Son yıllarda çevreden gelen bunca uyarana rağmen çocuk okurların sayısının arttığını görmek umut verici. Ebeveynleri okuyan çocukların daha düzenli kitap okudukları gerçeğini bilerek onlardan ricam, çocuklarına okuyarak örnek olsunlar. Okuyan çocukların hayalleri büyük olur. Hayal kuran insanlar koşullar ne olursa olsun hayatta kalmayı becerirler.

Önceki İçerikBurcu Akyol
Sonraki İçerikAstrolog Aylin Pekel

Son Konular