spot_img

Veli Sarıtoprak

Sivil Toplumun duayeni, Kanaat Önderi, Ankara İş Dünyasının Akil Adamı , Türk Sanayici ve İş Adamları Vakfı ,TÜSİAV Başkanı, Sayın Veli Sarıtoprak ile , Sohhox Dergi okurları için , Türkiye’de ve Dünyada Dijital Dönüşümü konuştuk . Kendisine değerli vakitlerini ayırdıkları için çok teşekkür ederim. Söyleşiyi , sizlerle başa başa bırakıyorum.

Söyleşi: Kadriye CİRİTCİ instagram

TÜRKİYE’DE DİJİTAL DÖNÜŞÜM

Türkiye’nin Endüstri 4.0 yolculuğu hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Bilgisayarlar, makineler ve robotlar hayatımızın içine girdi. Akıllı telefonlar mütemmim cüzümüz oldu. (Yani ayrılmaz bir parçamız oldu) Dijitalleşme, tüm dünyada teknolojik yeniliklerden daha hızlı bir şekilde yayılıyor. Bireyi, toplumu, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamı hızla şekillendiriyor ve yeniden yapılandırıyor. İnsanlığın yol haritası süratle değişiyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Akıllı telefonlar, laptoplar, ipadlar, bilgisayarlar ve internet insanı sınırsız bilgi kaynaklarına eriştiriyor. Dünya artık parmağımızın ucuna gelmiş durumda. Tek bir tuşa dokunmakla her şeye ulaşıyoruz.

Artık dünya ülkelerinin tek bir gündemi var: dijital dönüşüm, dijital kalkınma. Bu değişim, bu dönüşüm geleneksel zenginlik ölçüsünü de değiştirdi. Düşünsenize bundan 10 yıl önce dünyanın piyasa değeri en yüksek şirketleri listesinde ilk beş sırada:

  • Petrol şirketleri
  • Finans şirketleri
  • Büyük alışveriş şirketleri ve sanayi şirketleri yer alırdı.

GE (General Electric), SHELL, Toyota, Exxon Mobil, Wall Mart Stores hep ilk beşte sayılırdı. Gelinen bu noktada bugün itibariyle dünyanın piyasa değeri en yüksek firmalarını Amazon, Apple, Google, Facebook, Samsung gibi bilişim firmaları oluşturuyor. Teknoloji şirketlerinin küresel pazardaki büyüklüğü bizi başka bir sonuca götürüyor. Bu hızlı değişen dünyada dijital teknoloji ulusal kalkınmanın da anahtarı oldu. Dünya ekonomik forumunun hesaplarına göre gelecek 10 yılda dijitalleşmenin yani dijital dönüşümün ekonomik ve mali etkisi 100 trilyon dolar olacak. Bu gerçekler ve bu gelişmeler ışığında Türkiye’yi değerlendirecek olursak maalesef pek iç açıcı bir durumda değiliz. Bu konuların daha yeni yeni farkına varıyor ve çıkış yolları arıyoruz.

Her platformda, her konferansımda yazıyor ve söylüyorum, “Milletlerin yükselişlerinin de geri kalmalarının da altındaki en önemli faktör bilim ve teknoloji alanındaki başarı ve başarısızlıklarıdır.” Önceliklerini ve özellikle kaynaklarını bu alana ayıran, bilim ve teknolojiye yatırım yapan milletler hep başarılı oldular, zengin oldular.

Bir yazarın şu sözünü çok beğenirim: “Kendi öngörüsü olmayan milletler, başka milletlerin öngörüsünü yaşarlar.” Bizim süratle bilişim ve iletişim teknolojilerinde, dijitalleşmede, özetle bilgi toplumu olma yolunda ilerlememiz; kendi öngörümüzü yaratmamız şarttır. AR-GE’ de, inovasyonda, marka ve patent sayısında rekorlar kırmamız; eğitim sistemimizi, ekonomimizi, sanayimizi ve KOBİ’lerimizi çağın gereklerine göre yeniden dönüştürmeliyiz. Bilim ve teknolojideki hızlı gelişime adapte olmalıyız. Güçlü devlet olmalıyız. Lider devlet olmalıyız. Zengin devlet olmalıyız.

Hiç unutamıyorum, Çöpçü Üzeyir’in sözleri içime oturdu. Onu sizinle paylaşayım. 3 yıl önce bir kasım günü, uluslararası bir toplantıyı izlemek için bir Türk heyeti ile Viyana’da idik. Beni tanıyanlar bilir: Nerede olursam olayım sabahleyin 6.30 veya 7.00 gibi kalkar, bir saat yürürüm.

-Günaydın!

Çöpçü Üzeyir Kırşehir Kamanlı. (Yaklaşık 300.000 Türk var Viyana’ da. Bunların birçoğu Kırşehir, Yozgat ve Tokatlı. Burada çöpçülerin %40-50 si Türk, geriye kalan Türk nüfusunun geneli ise ayak işlerinde çalışıyor.) Üzeyir ile yaptığımız sohbet:

– Ah abi Türkiye zengin olsa, bize iş bulunsa buralarda ne işimiz var.

– Buralarda ikinci değil 3. Sınıf vatandaşız.

– Yakında robot çöpçüler yapacaklarmış. Bizi işten çıkaracaklarmış. Teyze oğlum İzmir Bornova da apartman kapıcısı, ona mektup yazdım. Yeni bir apartman dikilirse oraya ben kapıcı olarak gelebilirim, dedim. Bıktık gurbetten.

O’nun bu sözleri üzerine ben, “Çok üzüldüm Üzeyir kardeş” deyince Üzeyir, “Abi bize üzülmeyi bırakın. Türkiye’de çok çalışın. Türkiye’yi zenginleştirin, güçlendirin. Türkiye’yi kalkındırın. Benden sonra benim çocuklarım buralarda çöpçülük yapmasın. Buralarda sürünmesin. Sizler okumuş yazmış adamlarsınız. Her şeyi biliyorsunuz. Size büyük görevler düşüyor. Üzülmeyin, çalışın.” dedi.

Bu sözler içime oturdu. Bu sözlerin vebali var. Bu vebali sizlerle paylaşıyorum. Türkiye’yi güçlendirmek, kalkındırmak, zenginleştirmek bizim kadar sizin de göreviniz. Kırşehir Kamanlı çöpçü Üzeyir haklı. Dedi ki: “Sizin neyiniz eksik, her şeyimiz var, niye bir Avrupa ülkesi olamıyorsunuz? Biz niye buralara tatile gelemiyoruz da çöpçülüğe geliyoruz?”

Bugün itibarıyla 220 üniversitemiz var. 8 milyon üniversite öğrencimiz, 18 milyon ilk-orta ve lisede öğrenim gören talebemiz var. Toplam 26 milyon öğrenci!.. Birleşmiş Milletlere üye 134 ülkenin nüfuslarından çok öğrenci okutuyoruz. Ama ne yazık ki bilişim ve İletişim teknolojilerinde, dijitalleşmede, özetle bilgi toplumu olma yolunda başarılı olamadık. Yaşadığımız, içine girdiğimiz end. 4.0’ ı, dijital fırtınayı, teknolojik tsunamiyi hala fark edemedik. Eğitim sistemimizi, ekonomimizi, sanayimizi, KOBİ’lerimizi çağın gereklerine göre dönüştüremedik. Bilim ve teknolojideki hızlı gelişime adapte olamadık. Elimizdeki kaynakları hovardaca harcadık. Ankara Sanayi Odası Başkanı, değerli dostum, Nurettin ÖZDEBİR’ in bir toplantıda dile getirdiği gibi, “Para bolluğu döneminde hovardalık yaptık.” Fabrikaları bırakıp AVM’ ler ve plazalar inşa ettik. Çok katlı kule tipi konutlar inşa ettik. Paraları betona gömdük. Ekonomimiz duvara tosladı. Her sene bir boğaz köprüsü parasını cep telefonlarına yatırdık. Şu anda Türkiye’de 79 milyon cep telefonu, 16 milyon sabit telefon var. AB üyesi ülkelerin vatandaşları ortalama 2 yılda bir telefon yenilerken Türk vatandaşları ortalama 9 ay ile 1 yıl arasında telefon yeniliyorlar.

“1,5 ton patates veya 1,5 ton soğan ihraç edip 1 adet cep telefonu alabiliyoruz.”

Bizim süratle yüksek teknolojili üretim ve yüksek katma değerli dış satım yapmamız lazım. Bizim süratle teknolojiyi doğru kullanıp dijital dönüşümü gerçekleştirmemiz şart, buna mecburuz.

Evrim adlı kitabıyla çığır açan ve teorileri hala tartışılan Charles DARWİN’ in, “Ne en güçlü tür hayatta kalır ne de en zeki olan. Değişime en çok adapte olabilendir hayatta kalan.”  sözü ile değişimin, dönüşümün hayati önemini vurgulamıştır. Değişimi, dönüşümü okuyup harekete geçenler ayakta kalacaktır. Bunlar siyasi partiler olur; gruplar, sivil toplum kuruluşları, şehirler, belediyeler, insanın içinde olduğu her şey olur.

Artık parola, “Düşünüyorum öyleyse varım” yerine “Dönüşüyorum öyleyse varım” a dönecektir.

Son Konular